Stresli durumlar öncesinde yaşanan kalp çarpıntısı, mide bulantısı ve terleme gibi belirtiler sıklıkla kaygıya bağlanıyor. Ancak bu semptomlar her zaman ruhsal durumdan kaynaklanmıyor; bazı kalp ritim bozuklukları da benzer şikayetlere yol açabiliyor.
North Shore University Hospital’dan kardiyolog Dr. Stuart Beldner, kaygı ve kalp hastalıkları arasında çift yönlü bir ilişki olduğunu belirtiyor. Kronik stres kalp sağlığını olumsuz etkilerken, kalp sorunları da kaygı düzeyini artırabiliyor. Stres hormonları kalbin elektriksel işleyişini bozarak ritim bozukluklarını tetikleyebiliyor. Çarpıntı endişeyi artırdığından, bu durum belirtilerin birbirini besleyen bir döngüye dönüşmesine neden olabiliyor.
Dr. Beldner’a göre kaygıyla sıklıkla karıştırılan kalp sorunu atriyal fibrilasyon. Kalbin en sık görülen ritim bozukluklarından biri olan bu durumda, kulakçıklardaki elektriksel sinyaller düzensizleşiyor ve hızlanıyor. Bu durum kulakçıkların normal kasılması yerine titreşmesine yol açıyor.
Atriyal fibrilasyonun belirtileri arasında hızlı, güçlü veya düzensiz kalp atışı hissi, nefes darlığı, halsizlik, yorgunluk, göğüs ağrısı ve baş dönmesi veya sersemlik hissi bulunuyor. Bu semptomlar kaygı durumlarında da görülebildiği için iki durum sıklıkla birbirine karıştırılıyor. Atriyal fibrilasyonun zaman zaman ortaya çıkıp kaybolması, tanı sürecini geciktirebiliyor.
Uzmanlar, ani kaygı veya panik atak belirtilerinin genellikle ilk 5-10 dakika içinde en yoğun seviyeye ulaştığını belirtiyor. Atriyal fibrilasyona bağlı çarpıntı ise aralıklı olarak saatlerce veya daha uzun sürebiliyor. Ancak sadece belirti süresine bakarak kesin bir ayrım yapmak mümkün değil. Her iki durumda da benzer şikayetler görülebileceğinden, tekrarlayan çarpıntıların tıbbi değerlendirmeyle araştırılması büyük önem taşıyor.
Atriyal fibrilasyon tedavi edilmezse kalbin çalışma verimliliğini düşürebiliyor ve bazı hastalarda kalp yetersizliği gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor. En önemli risklerden biri ise kalp içinde pıhtı oluşumu. Kulakçıkların etkili kasılamaması kan akışını yavaşlatarak pıhtı riskini artırıyor. Bu pıhtının beyne ulaşması inmeye neden olabiliyor.
Araştırmalara göre atriyal fibrilasyonu olan kişilerde inme riski, bu ritim bozukluğu olmayanlara kıyasla yaklaşık beş kat daha yüksek olabiliyor. Bu nedenle çarpıntının yalnızca strese bağlanmaması gerekiyor. Tekrarlayan veya uzun süren ritim değişikliklerinde bir sağlık uzmanına başvurmak, olası nedenlerin belirlenmesine yardımcı oluyor.
Atriyal fibrilasyon şüphesinde kardiyologlar, kalbin elektriksel aktivitesini ve genel yapısını değerlendirmek için çeşitli incelemeler yapıyor. Bu incelemeler kalp ritmi, kapakları, kasının işlevi ve koroner damarlarla ilgili sorunları araştırıyor. Enfeksiyonlar, akciğer hastalıkları, ameliyat sonrası stres ve ağrı, vücuttaki biyokimyasal dengesizlikler de ritim bozukluklarını tetikleyebiliyor. Akıllı saatler gibi giyilebilir cihazlar ritim değişikliklerini kaydederek tanıya yardımcı olabilse de, sonuçların mutlaka sağlık uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.
Atriyal fibrilasyon tanısı konulması halinde tedavi, kişinin durumuna ve risklerine göre planlanıyor. Kan sulandırıcı ilaçlar, pıhtı riskini azaltan cihazlar ve kalp ritmini normale döndürmeyi amaçlayan kardiyoversiyon gibi seçenekler mevcut.
Reklam & İşbirliği: [email protected]